''Bir bardak kırmızı şarap uzattı elime fütursuzca.. Sanki o olanlar hiç yaşanmamış gibi.. Durdum, baktım yüzüne.. Kayıtsızdı, umursamaz biraz da.. O an aklından geçen şeyleri öğrenmek isterdim.. Oysa yüzü tamemen ifadesizdi.. İfadesiz ve günün bittiğini anlatan bi ifade..
Oturduğum yerde uzun süre kaldım hareketsiz.. Kadehi dudaklarıma değdirdim, ne kadar da soğuktu bardak ve şarap.. Ve kalbi.. İçime sıcak bir şeyler aktı.. Aktı ve ben bir şey diyemedim.. Dudaklarımı ısırdım.. Birşeyler yitmişti bilinmezde.. Oysa ki eşyalarını topluyordu içeride.. Bu bir ayrılıktı.. Gömlekler ve kazaklar ve cd' ler üst üste düzensizce yığılıyordu mavi bavulun içerisine.. Aceleyle.. Sanki bir şeyleri kaçırmış gibi.. Yetişmek ister gibi olmamışlığa.. Yetişmek ister gibi yenilere..
Gözler birbirine değmedi bu andan sonra hiç.. Hep kaçtı birbirinden.. Söylenmeyen sözler dilin ucunda kaldı.. Susuldu.. Çokça susuldu.. Ayrılık vaktiydi.. Bir oda, bir ev, bir kent ve bir insan geride bırakılmalıydı. yeni bir yaşam için.. Yaşanması gereken son yaşananlar da kırık dökük yaşanmaya çalışıldı.. Olmadı yine de eksik kaldı, ya da fazla geldi..''
http://fizy.com/#s/1ah5o4
31 Ocak 2013 Perşembe
29 Aralık 2012 Cumartesi
2013
2013' e az kala.. Dış görünüş itibariyle hayatım gayet yolunda gözüküyor.. Geçici olduğunu düşünsem de bir iş buldum, ne işe yaradığını bilmediğim doktora da yeterlilik aşamasını geçtim, yolunda giden bir ilişkim var, sağlığım yerinde, hayat güzel (?), vs vs.. Diyorum ya dış görünüş olarak yolunda...
Aralık ayıyla birlikte bir işe girdim. Hem bulunduğum kentten ayrılmadım, hem de gün içinde 12 saat çalışsam da ayda 15 gün çalışıyorum. Bu da güzel mi değil mi anlamış değilim. Etrafımdakilere göre ''ne güzel ayda 15 gün çalışıyosun, kalan süre sana kalıyor'' gibi bir yorumla karşılaşıyorum. İşin aslı sabah 7.00 de kalkıp akşam 21.00' de evde oluyorum ki artık pilim bitmiş oluyor o saatten sonra. Hele de ertesi gün yine işe gideceksem artık pek de bişey beklemeyin benden.. Çalıştığım işin kimya ile yakından uzaktan bir alakası yok. Ki zaten artık kendimi kimyager olarak da hissetmiyorum. Yani bana çooook uzak bir ünvan o.
Yaşadığım kenti seviyorum sevmesine de.. Hep bir yalnızlık hissi..
Kendimi hiç de istediğim yerde görmüyorum.. Yani bir amacım kalmadı artık.. Sadece nefes alıyorum gibi geliyor bazen..
Doktoraya gelince.. Şu sıra hocam benden daha çok çaba gösteriyor.. Yılbaşı sonrası sunum yapmam lazımmış tez önerisi için ve benim isteksizliğim onun istekliliği ile birleşip, bana sürekli bir şeyler yollayıp şunu hazırla deyip duruyor.. Ben artık pek de gerekli olduğunu düşünmüyorum. Olsa da olur olmasa da modunda olduğum için..
Ve 2013 ikizlerin yılıymış öyle diyorlar.. Benim pek umudum yok ama belki diyorum yine de..
Aralık ayıyla birlikte bir işe girdim. Hem bulunduğum kentten ayrılmadım, hem de gün içinde 12 saat çalışsam da ayda 15 gün çalışıyorum. Bu da güzel mi değil mi anlamış değilim. Etrafımdakilere göre ''ne güzel ayda 15 gün çalışıyosun, kalan süre sana kalıyor'' gibi bir yorumla karşılaşıyorum. İşin aslı sabah 7.00 de kalkıp akşam 21.00' de evde oluyorum ki artık pilim bitmiş oluyor o saatten sonra. Hele de ertesi gün yine işe gideceksem artık pek de bişey beklemeyin benden.. Çalıştığım işin kimya ile yakından uzaktan bir alakası yok. Ki zaten artık kendimi kimyager olarak da hissetmiyorum. Yani bana çooook uzak bir ünvan o.
Yaşadığım kenti seviyorum sevmesine de.. Hep bir yalnızlık hissi..
Kendimi hiç de istediğim yerde görmüyorum.. Yani bir amacım kalmadı artık.. Sadece nefes alıyorum gibi geliyor bazen..
Doktoraya gelince.. Şu sıra hocam benden daha çok çaba gösteriyor.. Yılbaşı sonrası sunum yapmam lazımmış tez önerisi için ve benim isteksizliğim onun istekliliği ile birleşip, bana sürekli bir şeyler yollayıp şunu hazırla deyip duruyor.. Ben artık pek de gerekli olduğunu düşünmüyorum. Olsa da olur olmasa da modunda olduğum için..
Ve 2013 ikizlerin yılıymış öyle diyorlar.. Benim pek umudum yok ama belki diyorum yine de..
6 Kasım 2012 Salı
çikolata
Çikolata candır.. Hayatımda çikolatanın önemli bir yeri vardır. Tabi ki kaliteli ise.. Mutluyken de çikolataya sarılırım, mutsuzken de.. Her daim kurtarıcımdır benim.. Uzun zamandır çikolata yemeden geçirdiğim bir günüm olduğunu hatırlamıyorum. Tiryakilerin bir şeyi bırakmaya çalıştıkları gibi zaman zaman kendimi frenleyip yememeye çalıştım, ama bu daha çok düşünmekten başka bir işe yaramadı. :)
Rutinimdir.. Mesela her sabah güne bir dilim nutella' lı ekmek ile başlarım. Eğer evdeysem arada gidip bir kaşık alırım. Ya da kahvenin yanında bir parça çikolata yerim, bitter tercihimdir.. Beyaz çikolata sevmem, benim için çikolata kahverengi olmalı, parlak olmalı ve güzel koklamlı.. Arada şemsiye çikolata ister canım artık büyüsem de.. Çocukluğum aklıma gelir onu yerken.. Keki çikolatalı severim, çikolata parçalı kurabiyeye hayır demem.. Kısacası hayatımın her anında vardır..
Bu bayramda bana hediye gelen çikolata kutusu.. Çok güzel kurdeleli bir şekilde ambalajlıydı.. Açtığım gibi fotoğrafını çektim, kimseye yedirmeden.
Hoşuma gitti değişik yapmışlar. Şu çilek şeklinde olanlar bitter ve içinde çilek kreması var. Ceviz şeklinde olanların içinde cevizlli krema var. Zarf şeklinde olanlara antep fıstıklı krema yapmışlar. Diğerleri çikolata kremalı içi de.. Bir tane de üstü kahve çekirdekli olan çıktı ki bu kutuda favorim oydu. :)
Elitin çikolataları bunlar.. Ve daha önce de kocaman bir kutuya sahip olmuştum. Bu kutuda onlardan yok ama benim favorim badem krokanlı olanlar :)
Rutinimdir.. Mesela her sabah güne bir dilim nutella' lı ekmek ile başlarım. Eğer evdeysem arada gidip bir kaşık alırım. Ya da kahvenin yanında bir parça çikolata yerim, bitter tercihimdir.. Beyaz çikolata sevmem, benim için çikolata kahverengi olmalı, parlak olmalı ve güzel koklamlı.. Arada şemsiye çikolata ister canım artık büyüsem de.. Çocukluğum aklıma gelir onu yerken.. Keki çikolatalı severim, çikolata parçalı kurabiyeye hayır demem.. Kısacası hayatımın her anında vardır..
Bu bayramda bana hediye gelen çikolata kutusu.. Çok güzel kurdeleli bir şekilde ambalajlıydı.. Açtığım gibi fotoğrafını çektim, kimseye yedirmeden.
Hoşuma gitti değişik yapmışlar. Şu çilek şeklinde olanlar bitter ve içinde çilek kreması var. Ceviz şeklinde olanların içinde cevizlli krema var. Zarf şeklinde olanlara antep fıstıklı krema yapmışlar. Diğerleri çikolata kremalı içi de.. Bir tane de üstü kahve çekirdekli olan çıktı ki bu kutuda favorim oydu. :)
Elitin çikolataları bunlar.. Ve daha önce de kocaman bir kutuya sahip olmuştum. Bu kutuda onlardan yok ama benim favorim badem krokanlı olanlar :)
31 Ekim 2012 Çarşamba
mor
hayatım hiç bu kadar mor olmamıştı.. bir şarkı dolandı dilime.. onun içinde dolaşıp duruyorum, onun dışında dolaşıp duruyorum..
21 Ekim 2012 Pazar
günün, dünün ve yarının bilançosu
her gün yapmam gereken şeyler var.. ve aslında hiç bir gün yapma gereken bir şey yok.. çok değil, ya da çok mu demeliyim bundan üç beş yıl önce idealleri olan hayata umutla bakan bir kız vardı aynada baktığımda karşımda.. şimdi ise bakmamaya çalışıyorum o aynalara.. hala iş arayan, bir sürü iş görüşmesine gidip hüsranla geri dönen ve umutsuzluğa kapılmış birisini görüyorum artık baktığımda.. sanki yüzüm değişmiyor da bakışlarımı soluklaşmış görüyorum.
bilanço yapıyordum di mi? birden derine daldım.. her gün saçma sapan ne işe yaradığını bilmediğim doktora için yeterlilik sınavına çalışmam lazım. ki hocam (o da gereksiz bir insan) beni arayıp sürekli sıkıştırıyor.. neden çalışmıyorsun, girenler senden daha mı zeki bla bla bla... yüzüne karşı ''çalışmıyorum canım istemiyor'' desem de anlamıyor ki..
her gün yataktan kendimi çıkarıp yeni güne başlamam gerek.. diğeri hiç bitmese daha iyi..
her gün biraz daha umutsuzluğa kapılıp, özgüvenimden bir parçayı daha çöpe atmam gerek...
her gün geleceğim için, doğmamış büyük ihtimal de hiç doğmayacak çocuklarım için endişelenmem gerek...
her gün ne zaman dibe vurucam ya da artık ne zaman dipten çıkıcam diye düşünmem gerek..
kalbimin sıkışması demek her gün, mideme giren kramplar demek, yediğim içtiğimden zevk almamam demek.. azalan arkadaşlarım demek.. her gün...
bilanço yapıyordum di mi? birden derine daldım.. her gün saçma sapan ne işe yaradığını bilmediğim doktora için yeterlilik sınavına çalışmam lazım. ki hocam (o da gereksiz bir insan) beni arayıp sürekli sıkıştırıyor.. neden çalışmıyorsun, girenler senden daha mı zeki bla bla bla... yüzüne karşı ''çalışmıyorum canım istemiyor'' desem de anlamıyor ki..
her gün yataktan kendimi çıkarıp yeni güne başlamam gerek.. diğeri hiç bitmese daha iyi..
her gün biraz daha umutsuzluğa kapılıp, özgüvenimden bir parçayı daha çöpe atmam gerek...
her gün geleceğim için, doğmamış büyük ihtimal de hiç doğmayacak çocuklarım için endişelenmem gerek...
her gün ne zaman dibe vurucam ya da artık ne zaman dipten çıkıcam diye düşünmem gerek..
kalbimin sıkışması demek her gün, mideme giren kramplar demek, yediğim içtiğimden zevk almamam demek.. azalan arkadaşlarım demek.. her gün...
11 Ekim 2012 Perşembe
dikiş günlüğü
Salı günü itibariyle dikiş kursuna başlamış bulunuyorum. Sabahları yataktan kendimi kaldıramadığım için ve bir işim olmadığı için de buna gerek duymadığım için kendimi zorlayarak kurs saatlerimi sabaha aldıım. Ve saat 9.00 da kurs başlıyor. İlk gün saatin çalmasıyla, ne oluyor yaa bu saatte beni kim arıyor modundan ayıldıktan sonra, acaba gitmesem mi diye geçti içimden. Bunu da yenip bu seferde sıcak yatağı bırakmak zor geldi, ki sabahları artık soğuk oluyor.
En sonunda bütün zorlukları yenip kendimi kaldırdım. Giyinmeyi ve kahvaltı etmeyi de başarıp evden çıkabildim. Kursa erken bile gitmişim hatta saati ayarlayamayıp, gittiğimde iki kişi vardı.
Çok garip bir ortam benim için, üniversite son sınıf öğrencisi de var, emekli olan da, ev hanımı olan da.. Ben sabah uyuklarken, teyzelerin '' ayy okula yeni başlamışım gibi çok heyecanlıyım'' demesi ile kendime geldim. Bendeki durum ise, acaba yarın gelmesem mi kalkmak çok zor idi..
Ve sonuç olarak ilk günü atlatıp bugün de gittim. Hem de kumaşım, makasım, iğnelerim, mezuram ve de kalıp çıkarma kağıdımla..:)
İlk gün olması nedeniyle önce teğel çeşitlerinden denedik, sonra ölçü aldık ve ilk etek kalıbımızı çıkardık. Kısa dar bir etek dikiyorum şu an. Provasını da yapıp son makinede dikme aşamasına geldim bugün. Şimdi yarını bekliyorum.. Ve bu dikiş sevdamın ne kadar süreceğini merak ediyorum.
En sonunda bütün zorlukları yenip kendimi kaldırdım. Giyinmeyi ve kahvaltı etmeyi de başarıp evden çıkabildim. Kursa erken bile gitmişim hatta saati ayarlayamayıp, gittiğimde iki kişi vardı.
Çok garip bir ortam benim için, üniversite son sınıf öğrencisi de var, emekli olan da, ev hanımı olan da.. Ben sabah uyuklarken, teyzelerin '' ayy okula yeni başlamışım gibi çok heyecanlıyım'' demesi ile kendime geldim. Bendeki durum ise, acaba yarın gelmesem mi kalkmak çok zor idi..
Ve sonuç olarak ilk günü atlatıp bugün de gittim. Hem de kumaşım, makasım, iğnelerim, mezuram ve de kalıp çıkarma kağıdımla..:)
İlk gün olması nedeniyle önce teğel çeşitlerinden denedik, sonra ölçü aldık ve ilk etek kalıbımızı çıkardık. Kısa dar bir etek dikiyorum şu an. Provasını da yapıp son makinede dikme aşamasına geldim bugün. Şimdi yarını bekliyorum.. Ve bu dikiş sevdamın ne kadar süreceğini merak ediyorum.
3 Ekim 2012 Çarşamba
dikiş makinesi
Anneannemin buna benzer bir makinesi vardı ben küçükken.. Ki hala var, ve ananem 84 yaşında olmasına rağmen kendine bir şeyler diker hep.. Gardolabında sayısını bilmediğim elbiseleri, etekleri, bluzleri vardır.. Giysi dikmekten sıkıldı mı? Bu sefer de koltuk örtüsü, yorgan kılıfı, yastık kılıfı diker, kırkyama yapar hatta hiç üşenmez.. Annemin dikişlerini beğenmez bazen, baştan savma yapıyosun der.. Nerden nereye atladım.. Onu dikerken görüp özenirdim küçükken.. Bizi yanına yaklaştırmazdı, hep bir şeyler denemek isterdim ben de...
Annemin de bunun daha yenisi, ''Singer Yoknaz'' modeli.. Pek çok kereler değiştirmek isteyip de kıyamadığı makinesi.. Ki o da hala kullanır.. Kaç kez tamir görmüştür.. Neler atlatmıştır, ne badireler, ne özel günler, yetiştirmeye çalışılan kıyafetler.. Ya da benim veya kardeşimin dikiş öğrenmeye çalışmalarını..
Bir hevesle başlardım ben de başına oturup, şimdinin patchwork dedikleri, ananemin ise kırkyama dediği desenleri yapmaya.. Sonra canım sıkılıp bir kenara atardım..
Şimdi iş aradığım ve bir türlü bulamadığım şu günlerde Halkeğitimin dikiş kursuna yazıldım.. Yine maymun iştahlılığım tutup vazgeçer miyim bilmem? Ama kendime güzel şeyler dikmeye kararlıyım.. Annemin her hafta pazardan alıp da stok yaptığı kumaşları değerlendirmek umuduyla... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

