2 Şubat 2012 Perşembe

Beyaz+ Siyah=GRİ

Bir kaç gündür aralıksız kar yağıyor İstanbul' a.. Ben, bana yabancı olan bir pencereden gece karın yağışını izliyorum sokak lambalarından yansıyan ışıkta.. Çay demliyorum karın yağışını izleyerek.. Düşünerek.. Kar tanecikleri uçuşuyor ışıkta.. Düşünceler uçuşuyor aklımdan türlü türlü..
Kar kafamdaki düşünceleri yok ediyor.. Sonra bir telefon sesi ile irkiliyorum.. Hala kopamadığım şeyler var bu da onlardan biri işte.. Kendime kızıyorum en çok neden hala bu haldeyim diye.. Yavaş yavaş özgüvenimi yitirdiğimin farkındayım.. Kimse farketmese de etrafımda, ya da ben dik durmaya çalışsam da hala.. Olmuyor işte bazen.. Lanet ettiğim çok fazla zaman oluyor artık.. İçimden bir şey yapmak istemediğim çok zaman.. Vazgeçmek istediğim, bırakmak istediğim çok zaman.. Ya da bütün hepsini bir rüya olarak değerlendirmek istediğim zamanlar..
Tüm bu olumsuzlukları pencereden kar yağışını izlerken sıralayabiliyorum.. Ya da sadece bir çay demleme anına sığdırabiliyorum.. Bir şehri terketmekle ya da bir şehre tatil vermekle düşüncelerimden kaçamadığım bilmem gerekiyor aslında.. Daha önce de çokça denemedim mi bunu?
En kısa sürede hayatımı planlamam gerektiğini biliyorum..Artık erteleyecek zamanım yok.. Buna ne durumum ne de yaşım izin vermiyor.. En başta okuldan ve hala hocam olan insandan kurtulmam lazım bir an önce.. Ki bunu da sadece bir işe girerek yapabilirim. Belki yeni bir şehir, belki de yeni bir ortam bilmiyorum.. Ama hayatıma ancak bu şekilde yön vermeye başlayabilirim.. Sonra.. Sanırım sonra geleceğime yön verebilirim..

21 Aralık 2011 Çarşamba

aşk bile bile delilik...


”Denir ya aşk iki kişilik, yalan! Aşk bile bile delilik.
Bide hayat müşterektir denir,buda yalan!
Çünkü aşk acısı hep tek kişilik.”
(Cemal Süreya)

12 Kasım 2011 Cumartesi

Dizlerimin Yarası




Garip bir dönemeçte karşılaşmıştık!! Artık hiç bir şeyin önemi kalmamıştı zaten.. Anlamsızdı çekip gitmeden, yitirmeler hayattan.. Oyundu, yeni bir oyundu benim için ciddiye almadan koşmadan oynadığım bir oyun!! Çünkü bundan önce oynadığım oyundan hala dizlerim kanıyordu!! Hala geçmemişti yaralarım, hala dinmemişti acım!! Hala kabuk bağlamamıştı yaralarım!! Ama gene de durdum, soluk aldım önce ve belki bu oyuna kendimi alıştırabilirim dedim başlarsam.. Hala başlayamadım oyuna.. Hala.. Bir yerlerde bir şeyler eksik ne olduğunu bilmesem de!!!
Yenilgiye alışkınım çünkü hep başıma geliyor.. Artık zor değil benim için kabullenmek!! Gene aynısı oldu bak.. Daha alışamadan ona.. O gitti.. Ya da bana hissettirmeye uğraşıyor gidersem böyle olur diye!! Ama bilmiyor ki ben kolay kabul ediyorum yenilgileri!!!
(4 Mart 2006)

30 Ekim 2011 Pazar

Bir Garip Hikaye

Her şey yanlış anlamayla başlamıştı..
Çocuk kızı yanlış anlamıştı..
Oysa ki kızın bundan haberi bile yoktu sonra söylediğinde kız doğruyu inanmadı çocuk, şaşırdı..
Sonra konuşmaya başladılar..
Her şeyden hem de ne var ne yoksa konuştular. Acılarından, TV’ deki reklamdan, eski aşklarından, başına gelen günlük olaylardan...
Rapor verir gibi her gün anlatıyorlardı birbirlerine her şeyi...
Çocuk ‘’beni en yakın arkadaşımdan bile iyi tanıyorsun artık’’ dedi bir gün.
Bir gün kız arkadaşının biriyle çıktığını öğrendi ona anlattı, o da ‘’sana oyun oynamış’’ dedi (aslında kim kime oyun oynuyordu).
Bir diğer gün çocuk msn’ de biriyle tanıştım ‘’en büyük zevkin ne’’ diye sordu bende ‘’...’ le konuşmak’’ dedim, kızda ‘’sevgilin mi?’’ dedi, ben de ‘’Allah sonumuzu hayır etsin’’ dedim dedi.
Bir gün kız ondan iki dilek diledi, üçüncü dileğini de sonraya bıraktı.
Sonra çocukta ondan üç dilek diledi.
Kız çocuğun doğum gününü kutlamıştı 12’ yi geçe.. Çocuk ilk kutlayan sen oldun bunu hiç unutmayacağım demişti.
Kız mutsuzken çocuk da mutsuz oldu.
Çocuk mutsuzken kız da mutsuz oldu. Diğerinin sıkıntısını öbürü de paylaştı.
Sonra bir gün çocuk benim kuşlarım var dedi, kız galiba onu bir şeyde kırmıştı çok ama nedenini bilmiyordu (hala da bilmiyor).
Ama çocuk hiç söylemedi. O benle ölene kadar sır olarak kalacak dedi.
Bir gün çocuk arkadaşıyla kavga etmişti kıza anlattı çözüm aradılar. (???)
Kız farkına varmadı çocuğun onda alışkanlık yaptığını... Onunla konuşmadan duramadığını...
Onun için birçok şeyden vazgeçtiğini söyleyemedi çocuğa (hem de hiç). Çocukla kız tanıştı bir gün...
Kız giderken ne kadar heyecanlandığını hazır olduğu halde hemen gidemediğini söyleyemedi hiç!!
Konuşacak bir şey bulamadılar hiç…(ama gene de çok şey konuştular)
Kız kitaplarını alıp çocuğun rüyasına girecekti...
Çocuk kıza kek yapacaktı, hem de...
Sonra çocuk bir gece ben artık pes ediyorum dedi ve onu çok isteyen kızla çıkmayı kabul edeceğini söyledi kıza, çok istedim ama olmadı dedi.
Kıza sen bana seni sevenle mutlu olabilirsin demiştin dedi (kız pişman oldu öyle bir şey dediğine çocuğa) Kız gözünden yaş aka aka ona yanıt verdi, istiyorsan git dedi...(ruhunun ne kadar kötü olduğunu kimse bilemedi)
Kalbinin ne kadar kırıldığını o anda çocuk hiç göremedi...(göstermedi ki kız, gösteremedi..)
Kız ona itiraf etti hoşlandığını.
Ama çocuk olmaz ben nasıl derim arkadaşıma dedi (ne demesi gerekiyorsa??).
Sonra çocuk gitti diğer kıza söyledi.
Yine konuştular sonra ama eskisi gibi değil (büyü bozulmuştu bir kere).
Artık çocuk kıza sana kek yaparım demiyordu...
Sonra karşılaştılar bir gün çocuk ona baktı uzun uzun, kız bakamadı, ama çocuğun baktığını biliyordu..
Çocuk iyi ki karşılaşmışız dedi..
Bir gün kamera açmıştı kız da çocuk da, ayrılamadı kız...
Kız çocuğa ‘’el salla da çıkayım artık’’ dedi, çocuk ‘’sallamam, o zaman gidersin’’ dedi.
Sonra bir gün ‘’ayrıldım’’ dedi çocuk.
Kız sevindi için için ama sonra öğrendi ki bitmemiş..
Kız farkına varmadı ne kadar sevdiğini hiç...
Vardığındaysa itiraf etmek için çok geç kalmıştı. Çocuk kaçmıştı ondan...
‘’Zamana ihtiyaç var’’ demişti çocuk ve hikaye sonlanmadan bitmişti..
Çocuk kıza ‘’ Düşüncelerin karşılıksız değil, yaptıkların karşılıksız değil! Bunu hiç unutma.. zaman her şeyin ilacıdır, bekle.. Belki ben yakışıklı bir prens, sen bir külkedisi olursun gelecekte. Zaman neyi gösterir bilinmez. Kendi içimde istedim, olmadı olamazdı..’’ dedi.
Ama gelmedi çocuk hiç…
Belki gelseydi çocuk kız gene kabul etmeyecekti ama...
Kız merak ediyor şimdi acaba çocuk onu hala düşünüyor mu diye (??) ve hala umursuyor mu diye... Hala aklının bir yerinde yeri var mı diye...
Kız sadece merak ediyor...
Ve kız artık biliyor düş sona erdi...
(17.11.2005)

29 Ekim 2011 Cumartesi

bir şarkıya anlam yüklediniz mi hiç? ben çoğuna yüklerim.. geriye dönüp baktığımda bana hep birilerini ya da bir zamanı hatırlatır bazı şarkılar.. mesela Şebnem Ferah’ tan ”Sana bilmediğim bir şey söyleyemem” şarkısını dinleyemem pek.. hala acı verir.. hayatımdan nedenini bilmeden çıkıp giden birisi.. ya da Kazım Koyuncu’ dan ”İşte Gidiyorum”.. o şarkıya da birisini saklamışımdır.. dinleyemem, duyduğumda kaçınırım sözcüklere takılı kalmaktan.. sonra Direc-T’ den ”Hasret” beni geçmişe götürür..Taaa uzaklara.. başkası hüzünlenmiştir o şarkıda bilirim.. ve bende onunla dinlemişimdir defalarca.. mesela gülümseyerek hatırladığım bir şarkı vardır, Ajda Pekkan’ dan ”arkanı dön ve çık istenmiyorsun artık..” diye giden.. Ve Sezen Aksu’ nun”Biliyorsun”u acı verir bana.. Teoman’ dan ”Kupa kızı sinek valesi” bir aşkın başlangıcını anımsatır ve mutlu eder.. Emre Yücelen’ in ”Kelebek” i aynı aşkın çıkmazını.. Badem’ in ”Sen ağlama” sı aynı aşka gider.. Demir Demirkan’ ın ”Aşktan Öte” si gördüğüm bir damla gözyaşını çağrıştırır..
daha niceleri vardır böyle.. mp3 üme attığım, silmeye kıyamadığım, ama o şarkıya sıra geldiğinde ise dinlemeden geçtiğim… daha niceleri…

dün otobüste giderken Pamela' dan ''Eğer dinlersen'' çıktı karşıma.. ''senden hızla kendime kaçarken geçmişi bulurum sensizlikte.. gördüğüm şeyler susturduğum yürekler karşıma çıktılar birer birer.. bide gönül çaldım cevap vermiyor.. yine dondum kaldım içim sıkılıyor...'' bu şarkıya ne kadar çok anımı sığdırmıştım oysa.. bu şarkıya ne kadar çok seni sığdırmıştım.. ne kadar çok beni sığdırmıştım.. ''seninle olamayız arkadaşıma ne derim ben sonra'' dediğin an kafamda bu müzik çalıyordu.. sana bir şarkı yolladım sonra Teoman' dan ''Dikensiz gül olmaktansa kardelen olurum''.. sana gitti mi bilmiyorum hala.. ama sen yine de ''gül'' ü seçtin.. yine de tüm olanlara rağmen.. sonra toparladım kendimi kalbimi ''Delgeç'' gibi geçtin ama toparladım..
başka başka şarkılar buldum kendime.. başka başka kelimeler.. uzun uzun yazdım.. uzun uzun sordum neden diye.. şarkılar tuttum içimden bir sürü.. sonra bir gün çok sonra ''Renklerin içinde'' si ile tanıştım Kargo' nun... ona tutundum ümitlerimi bağladım.. ona şarkılar ithaf ettim.. yaralarımı kabuk bağlattım.. kanadılar ama çok kanadılar.. kanatan herkese kızdım.. sana kendime ona....

27 Ekim 2011 Perşembe

umut, kapı, duvar...



Hani bazen kapıyı çalmak, birilerinin kapıyı açmaya koşmasını duymak ve içeri girmek istersin.. Bir heves bir arzudur o.. Beklersin beklersin.. O kapının ardında hayal ettiğin kişilerin olmasını dilersin.. Ama yoktur.. bir umuttur içindeki sadece.. Sadece bir isyan, bir haykırış, bir umut, bir teselli..
Bazen de kapıyı çalmak için gelirsin.. Ve içerden bir müzik sesi duyarsın, ya da belki de televizyonun sesidir.. Anne ile kız sohbet ediyordur belki.. Ya da belki de sevdiğin adam şarkı söylüyordur içeride.. Belki...
Durursun o an.. Bir an.. Uzunca gelen bir süre dünya durur.. Sen içeriden gelen sesle başbaşa kalırsın..
Aynı bu şekilde bir adamın kalbine girmek için de onun kapısında beklersin.. Ya da bir kadının.. Adamın gözleridir kapının anahtarı.. Onlara bakarak anlarsın seni içeri alıp almadığını..
Zamanın birinde bir adam vardı.. Kapısı olmayan, zili olmayan.. Uzun uzun seyretmiştim onu bir camın arkasından.. Uzun uzun seyretmişti beni parmaklıkların arkasından.. Gidiyorum dedim camı kapat.. Camı kapatmam, kapatırsam gidersin dedi.. Parmaklıklar canımı yakıyordu.. Bir kadın vardı zamanın birinde.. Her gün aynı saatlerde aynı kapıya koşan.. Kapı her zaman açıktı ona.. Ta ki bir gün kapının yerine duvar örüldüğünü farkedinceye kadar.. Bir kadın vardı o duvarın başına gidip tırnaklarıyla kazımaya çalışan duvarı.. Ve bir adam vardı kadının sesini hiç duymayan.. Ya da kim bilir belki kadının çığlıklarına kulaklarını tıkayan..
Sonra bir gün kadın vazgeçti artık duvarı kazımaktan.. O kadar kalındı ki zaten hiçbir şey olmuyordu.. Adamı hep o duvarın arkasında hayal etti kadın.. Ama o duvar hiç yıkılmadı.. O adam hiç gelmedi.. Ve o kadın umut etmekten asla vazgeçmedi...

zor

Zordun sen… Belki de hayatımın en zor kişisiydin… Kaçtın hep.. Bir o kadar da yakınlaştın.. Ben seni hep orda bulacağımı sandım.. Hep orda duracaktın ve ben de hep burada olacaktım.. Ne zaman içim sıkılsa buradaydım, ne zaman sevinsem gene buradaydım.. Hayatı basite indirgemiştim.. Sessiz bir film gibiydi her şey ve iki başrol oyuncusu vardı sadece filmde, gerisi yoktu.. Etrafımız her şeyden yalıtılmıştı. Hiçbir olay yoktu kendi gerçekliğimizden başka.. Farklı bir hayat yaşıyorduk, farklı yerlerdeydik ama buradayken yerçekimi ortadan kayboluyordu ve yeni bir gerçeklik kazanıyordu her şey.. Sonra perde kapandı!! Oyun bitti.. Tekrar gerçek yaşama döndük.. Etraftaki cisimler önem kazandı.. Üç boyutlu olan her şey yeniden ortaya çıktı.. Artık hiçbir şey zevkli gelmiyordu.. Hayat yine eski sıradanlığına dönmüştü.. Artık oyun bitmişti ne kadar uğraşsak da filmlerin tekrarları heyecanlı olmadığı gibi bu da kaybetmişti heyecanını…